Psikoloji 3 dk okuma
Kafanızın içindeki ses: iç konuşmanın tonunu değiştirmek
Gün boyu süren iç konuşmanın tonu, ruh hâlimizi yaptığımız işlerden daha fazla belirler. Birkaç sözcüklük değişiklik bile tabloyu dönüştürebilir.
Yazar: Tayfun Erdemli
Gün boyunca kimse duymasa da hepimizin kafasında süregiden bir konuşma vardır. Bir işe başlarken, bir hata yaptığımızda, aynaya baktığımızda o ses devreye girer. Kimi zaman teşvik eder, kimi zaman uyarır, ama çoğu insanda daha çok eleştirir. Bu iç sesin varlığı tuhaf değildir; tuhaf olan, onu neredeyse hiç fark etmeden dinlememizdir. Oysa bu konuşmanın tonu, gün içindeki ruh hâlimizi yaptığımız işlerden daha fazla belirler.
İç konuşma, düşünmenin dile dökülmüş hâlidir. Çocukken yüksek sesle yapılan bu konuşma, yaş ilerledikçe içe döner ama kaybolmaz. Zor bir problemi çözerken kendi kendine mırıldanan bir yetişkin, aslında en eski öğrenme aracını kullanır. Sorun, bu aracın hangi kelimelerle çalıştığıdır.
İkinci kişi ağzından konuşmak
İç sesin en etkili ayarlarından biri kişi zamiriyle ilgilidir. Bir zorluk karşısında "ben bunu yapamayacağım" cümlesiyle "sen bunu yapabilirsin" cümlesi arasında yalnızca dilbilgisi farkı yoktur. Kendine ikinci kişi ağzından seslenmek, kişi ile durum arasına küçük bir mesafe koyar. Bu mesafe, duygunun şiddetini düşürür ve düşünmeyi kolaylaştırır.
Aynı etki, kendine kendi adıyla seslenirken de görülür. Kulağa garip gelse de, "tamam, sakin ol, önce şunu yapalım" biçiminde kurulan cümleler, panik anında dağılan zihni toparlar. İnsan böyle konuştuğunda kendi danışmanı gibi davranmaya başlar. Bir arkadaşımıza verdiğimiz akıl, kendimize verdiğimizden neredeyse her zaman daha makuldür; bu ufak dil değişikliği o akla erişmemizi sağlar.
Eleştirel sesin kaynağı
İçerideki sert ses genelde bir yerlerden ödünç alınmıştır. Çocuklukta duyulan uyarılar, bir öğretmenin cümlesi, uzun süre çalışılan bir yerdeki üslup zamanla içselleşir ve kişinin kendi sesi gibi duyulmaya başlar. Bu sesin kime ait olduğunu fark etmek, onu zayıflatmanın ilk adımıdır. Çünkü kendi sesimiz sandığımız şeye itiraz etmek zordur; başkasından kalan bir cümleye itiraz etmek daha kolaydır.
Burada amaç, eleştirel sesi tamamen susturmak değildir. Hatalarımızı gören bir iç değerlendirme olmadan gelişme de olmaz. Ama eleştirinin işe yaraması için davranışa yönelmesi gerekir. "Bu sunumu yeterince hazırlamamışım" cümlesi bir sonraki adımı gösterir. "Ben zaten beceremiyorum" cümlesi ise hiçbir yere açılmaz; sadece kapıyı kapatır.
Sözcüklerin ayarı
İç konuşmanın etkisi çoğu zaman birkaç sözcükte gizlidir. "Zorundayım" yerine "seçiyorum" demek, aynı işi yaparken hissedilen baskıyı değiştirir. "Hep" ve "asla" gibi mutlak kelimeler, tek bir olumsuz olayı bütün bir kimlik yargısına dönüştürür; bunları fark edip yumuşatmak tabloyu küçültür. "Henüz" sözcüğünü eklemek de küçük ama etkili bir müdahaledir: "bunu yapamıyorum" ile "bunu henüz yapamıyorum" arasında bütün bir öğrenme süreci vardır.
Bu değişiklikler yapmacık gelebilir. Gerçekten de, hissedilmeyen olumlu cümleleri tekrarlamak nadiren işe yarar; zihin kendi kendini kolay kandırmaz. İşe yarayan şey abartılı iyimserlik değil, gerçekçi ve nazik bir dil. Bir sınavı kaybeden birine "harikasın" demek boş kalır, "bu zordu ve neyi eksik bıraktığını biliyorsun" demek yol açar.
Sesi duyulur hâle getirmek
İç konuşmayı değiştirmenin ön koşulu onu duymaktır. Bunun en pratik yolu yazmaktır. Zor bir anın hemen ardından kafadan geçenleri olduğu gibi kâğıda dökmek, o cümleleri dışarıya çıkarır. Yazıya dökülen bir düşünce, kafanın içindeki hâlinden çok daha kolay sorgulanır. Çoğu insan kendi yazdıklarını okuyunca, o cümleleri bir başkasına asla kurmayacağını fark eder.
Yazmaya vakit olmadığı anlarda daha kısa bir yol vardır: o cümleyi zihinde bir kez daha, ama sesli düşünüyormuş gibi tekrar etmek. İçeride hızla geçen bir yargı, yavaşlatıldığında çoğu zaman kendi abartısını ele verir. Bu küçük yavaşlatma, cümleyi otomatik olmaktan çıkarır ve ona itiraz edilebilecek bir aralık açar.
Sonrasında yapılacak iş sabır ister. Yıllardır aynı tonda konuşan bir ses, birkaç günde değişmez. Ama fark edilen her cümle, o sesin otomatikliğini biraz azaltır. Zamanla insan, kafasının içindeki konuşmanın kaderi değil, üzerinde söz sahibi olduğu bir şey olduğunu görür. Bu fark, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin tamamını değiştirebilir.